Quantcast

Monthly Archives: Şubat 2013

Elektrikli araç üretimine ‘Baba’ teşvik geldi

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, TÜBİTAK’ın yüzde 100 Ar-Ge desteği ile yerli elektrikli araç üretileceğini açıkladı.

Geçtiğimiz günlerde teşvik sisteminde yapılan yeni revizyon ile otomotiv sektöründe asgari 300 milyon lira tutarındaki ana sanayi yatırımları, asgari 75 milyon lira tutarındaki motor yatırımları, asgari 20 milyon lira tutarındaki motor aksamları, aktarma organları ve bunların aksamları ile otomotiv elektroniğine yönelik yatırımları öncelikli yatırımlar kapsamına alınarak, 5. bölgede uygulanan desteklerden faydalanma imkanı getirilmişti.

Yeni düzenleme ile Türkiye’de ”Yerli marka otomobil” üretecek ”babayiğit”ler cesaretlendirilirken, otomotiv sektörüne bir müjde de Bakan Ergün’den geldi.

AA muhabirine konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Ergün, TÜBİTAK’ın, elektrikli araç üretimine yüzde 100 Ar-Ge desteği vereceğini, TÜBİTAK öncülüğünde üniversitelerin, özel sektör ve kamu Ar-Ge kuruluşlarının güç birliği yapacağını ifade etti.

Elektrikli araç sektöründe söz sahibi ülkeler arasına girmeyi hedefleyen Türkiye’nin, yerli üretim için önemli bir adım attığına işaret eden Ergün, uzun süredir merakla beklenen çağrı duyurusu kapsamında ilk etapta üniversitelerin, özel sektörün ve kamu Ar-Ge kuruluşlarının işbirliğiyle elektrikli araç teknolojilerinin kritik bileşenlerinin yerli olarak geliştirileceğini ve ardından bu bileşenler kullanılarak yerli araç üretileceğini kaydetti.

Proje kapsamında bakanlık olarak 5 yıl boyunca toplam 200 elektrik araç alımı yapacaklarını da vurgulayan Ergün, elektrikli araç teknolojilerinin kritik nitelikte olan bileşenlerinin yerli olarak geliştirilmesi ve bu bileşenlerin kullanılarak yerli elektrikli araç üretilmesi amacıyla TÜBİTAK Kamu Kurumları Araştırma ve Geliştirme Projelerini Destekleme Programı kapsamında Kamu Araştırmaları Destek Grubu (KAMAG) tarafından çağrıya çıkıldığını söyledi.

Ergün, ”Akademisyenler, otomotiv sektörü temsilcileri ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla hazırlanan çağrı kapsamında yerli elektrikli araç projelerine yüzde 100 Ar-Ge desteği verilecek” dedi.

-Elektrikli otomobile yerli batarya…-

Bakan Ergün, ”Elektrikli Araç Teknolojilerinin Geliştirilmesi” başlıklı çağrı kapsamında üniversite, kamu ve özel sektör kuruluşlarının oluşturacağı Proje Yürütücüsü Kuruluşlarının tasarım, batarya, elektrikli motor ve araç kontrol sistemi gibi araç ekipmanlarını Ar-Ge çalışmaları ile yerli olarak geliştireceğini dile getirdi.

Desteklenecek projelerin en fazla 4 yıl içinde tamamlanacağına işaret eden Ergün, ”Elektrikli Araç Üretici Kuruluşları ise geliştirilen bileşenleri kullanarak elektrikli aracı üretecek. 24 Mayıs 2013’e kadar proje teklifleri TÜBİTAK’a sunulacak. TÜBİTAK’ın destekleyeceği projelerin azami ölçüde yerli olarak geliştirilmesi gerekiyor” diye konuştu.

-”Elektrikli araç segmentini üretici kuruluşlar belirleyecek”-

Ergün, üretilecek elektrikli aracın hangi segmentte olacağının, yurtiçi ve yurt dışı pazar imkanlarının, rekabet şartlarına göre elektrikli araç üretici kuruluşları tarafından belirleneceğini kaydetti.

Aracın segmentinin, şehir içi yaygın kullanıma ve toplu satışa uygun, elektrik tahrikli, en az 4 lastik tekerlekli kara taşıt aracı olacağını belirten Ergün, ”TÜBİTAK, sahip olduğu fikri haklarını, aracın Türkiye’de üretilmesi ve 5 yıl süreyle üretim ve satış garantisi verilmesi durumunda üretici kuruluşa devredecek” dedi.

-”Her yıl 40 aracı bakanlık alacak”-

Ergün, çağrıda müşteri kurum olarak yer alan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın, üretilecek araç segmentine bağlı olarak 5 yıl boyunca toplam 200 araç alımı yapacağını ve yerli elektrikli araçların kamu alımlarında da yer alması için teşvik çalışmalarının etkinleştirileceğini söyledi.

Türkiye’nin otomotiv sektöründe Ar-Ge yetkinliğinin bulunduğuna dikkati çeken Ergün, mevcut potansiyel ile elektrikli araç alanında hızlı yol alınabileceğini vurguladı.

Bakan Ergün, şunları kaydetti:

”Yerli elektrikli araç geliştirilmesi ve üretilmesi ile Türkiye bu alanda adını duyuracak. Aynı zamanda yan sanayi gelişimi ile ekonomimize büyük katkı sağlayacağız. Elektrikli araç için TÜBİTAK, proje çağrısına çıktı. Yerli araç için projelere yüzde 100 destek vereceğiz. Gelecek proje tekliflerine göre verilecek destek miktarını da belirleyeceğiz.

TÜBİTAK desteğiyle kritik ve yeni teknolojilere, dünya ile rekabet edebilecek fiyat ve kaliteye sahip araçlar geliştireceğiz. Bu potansiyel bizde var, bu alandaki gücümüzü kullanarak amacımıza ulaşacağız. Geleneksel fosil yakıtlı araç teknolojilerinde kaçırdığımız fırsatı, henüz dünyanın çok başında olduğu bu teknolojide kaçırmak istemiyoruz.”

(AA)

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Toyota Prius Plug-in Hybrid test merkezimizde

Toyota Prius Plug-in Hybrid test merkezimizde


Bu video Adobe Flash Player’ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.


kaynak : http://www.chip.com.tr/makale/toyota-prius-plug-in-hybrid-test-merkezimizde_38840.html

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Konsept Audi 100 km’de 1,5 litre yakıyor

Audi Cenevre Otomobil Fuarı’nda tanıtacağı şarj edilebilir bir hibrit konsepti olan A3 e-tron’un ilk fotoğrafları ve ayrıntılarını açıkladı.

Audi aracı konsept olarak nitelemesine rağmen her segmentte e-tron armalı bir model çıkarmayı düşündüğünü ifade etti ve A3 e-tron’un “Audi’nin planladığı gelecek hareketliliğine gerçekçi bir bakış” sunduğunu söyledi.

Araç gücünü 1,4 litrelik TFSI bir motorla elektrikli bir motorun kombinasyonundan alıyor. Bu güç kaynakları birlikte araç 204 bg ve 350 Nm tork üretiyor.

Güç altı vitesi e-S tronic bir şanzıman vasıtasıyla ön tekerleklere aktarılıyor. Araç 0’dan 100 km/s’ye 7,6 saniyede çıkıyor ve 222 km/s azami hıza ulaşabiliyor.

Audi A3 e-tron’un 100 kilometrede sadece 1,5 litre yakıt tükettiğini ve kilometrede 35 gr/km CO2 oluşturduğunu söylüyor ki bu değerler şu anki en verimli modele göre çok daha iyi.

Sürücüler üç farklı sürüş modundan birini seçebiliyorlar: Sadece motor, sadece elektrikli motor ya da ikisinin kombinasyonu. E-tron sadece elektrikli modda 130 km/s’ye kadar hızlara ve 50 km maksimum menzile ulaşabiliyor.

A3 e-tron’un üretim versiyonunun 2014’ün sonunda piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Yeni sürprizlere hazırlıklı olun

Bu yıl Renault Grubu olarak 9 yeni model getireceklerini belirten Renault-Mais Genel Müdürü İbrahim Aybar, “Bununla da yetinmeyebiliriz, sürprizlere hazırlıklı olun” dedi.

Söyleşi: Selçuk Altun
İbrahim Aybar, otomotiv sektörünün duayenlerinden biri.

Yıllarca kamuda görev yapan ve yüzlerce projede imzası bulunan Aybar, bugün Renault’u başarıdan başarıya taşıyor.

Hiç kuşkusuz, Renault’un her yıl en çok satan otomobil markası olarak sürekli podyumda olmasında onun payı çok büyük.

Çok çalışan ve işi nedeniyle sürekli seyahat halinde olan biri İbrahim Aybar. Ayda en az 2.000 km yol yaptığını söylüyor.

Bu kadar yoğun olmasına rağmen, geçtiğimiz hafta kendisi ile bir araya gelme fırsatı buldum.

2013’te sürprizlere hazır olmamızı söyleyen Renault – Mais Genel Müdürü İbrahim Aybar ile genel olarak otomotiv sektöründen özelde Renault’a, elektrikli otomobillerden yerli otomobile, yeni gelen modelleri ve daha bir çok konuyu kapsayan bir söyleşi gerçekleştirdim. Keyifli bir saatin sonunda Aybar’dan sorularıma şu yanıtları aldım;

Öncelikle otomotiv sektörü açısından geçtiğimiz yılı değerlendirir misiniz?
Aybar: 2012’de yüzde 10-15 daralma olacağı öngörüsünü yapmıştık. 2012, bu beklentiler doğrultusunda tamamlandı. Geçtiğimiz yıl, 778 bin adet binek + artı hafif ticari araç satışı gerçekleşti. Önceki yıla göre yüzde 10 düşüşü gösteriyor. Bu oldukça önemli bir gösterge. Öngörülerimizin gerçekleşmiş olması bize ileriye dönük isabetli planlamalar yapma şansı veriyor. Dolayısıyla da bizim gibi yüksek katma değer yaratan ama istikrarsızlıkta çok ciddi yara alan bir sektör için önemli. Bu nedenle biz 2012’yi bir daralma olması nedeniyle bu anlamda olumlu kabul ediyoruz.

Bu yüzde 10’luk daralmanın nedenleri nelerdir? 2013’te de bir daralma öngörüyor musunuz?
Aybar: Özellikle 2012’nin ilk yarısında çok ciddi bir daralma yaşandı. Çünkü faizler yüksekti ve finansman maliyeti pahalıydı. İkincisi, 2011 sonlarında pazarı soğutmak için bir vergi artışı gelmişti. Ekonomiyi soğutmak adına gelen bu vergi artışı satışlara yansıdı. 2012’nin ikinci yarısı ise 2011’e eşdeğer olmaya başladı. Burada artık soğutma çalışmaları stabil hale geldiği için bir talep yaşandı.

Biz, 2013’ün de geçtiğimiz yıl seviyelerinde bir pazar büyüklüğüyle geçmesini bekliyoruz. Bu yıl faizler düşük, bu olumlu. Faizlerin düşmesiyle birlikte finansman maliyetleri de gerilemiş oldu. Bir de bankaların 2013 yılında tüketici finansmanına daha ağırlık vereceğini görüyoruz. Bunun da tüketimde yeni imkanlar yaratacağını düşünüyoruz.

Buna karşın, 2012’nin yılın son çeyreğinde bir vergi artışı daha yaşadık. Bu da 2013 model yılıyla birlikte pazarı mutlaka etkileyecektir. Bu iki gelişmenin birbirini dengelemesini ve 2013’ün 2012 seviyelerinde bir satış hacmine ulaşmasını bekliyoruz.

MİLLİ GELİR ARTARSA 1 MİLYON SATIŞI GÖRÜRÜZ
Son yıllara bakarsak, her yıl yaklaşık 800 bin civarında araç satılıyor. Pazarda bir doyma olduğunu söyleyebilir miyiz?
Aybar: Bunu söylememiz şu anda henüz mümkün değil. Çünkü, henüz pazarda çok ciddi bir potansiyel görüyoruz. Bin kişinin henüz 108’inde otomobil var ve bin kişinin henüz 140 adet motorlu taşıt var. Avrupa’ya göre 5 kat gerideyiz.

Gelir seviyesi açısından değerlendirdiğimizde, bizdeki kişi başı milli gelir 10 bin dolar seviyelerinde iken baz bir otomobil fiyatı 15 bin dolar civarında. Bu açık işin çok fazla büyümesine ve istikrarlı olarak bir seviyede tutunmasına engel oluyor. Bu açığın kapanması durumunda yıllık bazda 1 milyon adet otomobil satışı gerçekleşeceğini düşünüyorum.

Biraz da Renault hakkında bilgi almak istiyorum. Siz 2012’de neler yaptınız? Symbol’ün dizel seçeneğinin olmaması satışlara nasıl yansıdı?
Aybar: Biz Renault Grubu olarak 2012’de de hedeflerimizi yakaladık. Geçen yıl söylediğiniz gibi Symbol’de dizel motorumuz yoktu. Sadece benzinli ve LPG’li Symbol satışı yapabildik. Biliyorsunuz Türkiye motor teknolojisinde Euro5’e geçti. Euro5’e geçtiği için biz de motor teknolojisi ile birlikte komple tasarımını değiştirmeye karar verdik ve yeni Symbol için yatırım yaptık. Bu yatırım nedeniyle geçtiğimiz yıl bu aracımızı piyasaya süremedik. Türkiye’nin en çok satan otomobilinin dizel motorlu seçeneğinin bulunmaması “ki satışlarının yüzde 90’ı dizeldi” özellikle bize bir satış düşüşü getirdi. Ancak bunu diğer otomobillerimizle iyi yönettik. Symbol’ün tek başına pazar payı yüzde 3’tü. Biz buna rağmen geçen yılı binek otomobilde yüzde 1,1 pazar daralması ile geçiştirmiş olduk.

Şimdi yine Symbol’ümüz geldi. Symbol yeni kasa ve yeni teknolojisi ile ortaya çıktı. Yeni kasa olarak lanse ettiğimiz aracımızda iddialı yönlerimiz çok. Öncelikle en önemli yenilik, kasa olarak daha ilgi çekici bir tasarıma kavuştu. İçerisinde yeni nesil bir motor var. İçerisindeki multi medya sistemi Symbol’ü daha tercih edilir hale getirecek. Symbol, hem boyutları hem yeni teknolojisi ve yakıt tasarrufu ile yine kendi segmentinin gözdesi olacak. Çünkü bu araç, Renault’un Rönesans döneminin bir ürünü artık. Bizim kimliğimizin çok daha belirgin olarak tanımlanması ortaya çıkıyor.

Yeni Clio’da istediğiniz sonuca ulaştınız mı? Satış rakamlarını paylaşır mısınız?
Aybar: Rönesans dönemimizin ilk ürünü Türkiye’de üretilen Clio oldu. Clio gerçekten çok büyük bir sükse yaptı. Sadece 2,5 ayda segmentinde birinciliği aldı. Bu büyük başarıyı biz Clio’da aldık. 2012’de Ekim’den yılsonuna kadar 6 bin civarında bir satış adedi gerçekleştirdi. Ödülleri de toplamaya başladı. EuroNcap’te En Başarılı Süper Mini ödülü aldı. Clio bize yenilikçilik anlamında markaya önemli katkılar yapmaya devam ediyor. Bir kere günümüzde en önemli özellik olan kişiselleştirmeyi çok geniş bir yelpaze ile sunuyor. 15 bin çeşit kişiselleştirme yapabiliyorsunuz.

Onun dışında TSI 90 beygir benzinli motorlu Clio araçlarımıza çok büyük bir ilgi var. Toplam satışların yüzde 54’ünü oluşturuyor. Dizel motorların önüne geçti. Bu motor, aynı orandaki ekonomisiyle dizel seçeneğini geride bıraktı. Ayrıca yeni Clio’da sunduğumuz navigasyon ünitesi, multimedya sistemleri ve tasarımı çok ciddi bir değişim getirdi. Tasarım zaten çok ilgi çekici. Clio bize bu yıl yapacağımız yeni lansmanlarımız için de ümit verdi. Mesela yeni getireceğimiz Clio Sport Tourer çok ciddi bir iddia ile geliyor. İnşallah onu Mart ayında piyasaya sunacağız.

YENİ MODEL SÜRPRİZLERİMİZ OLABİLİR
Bu yıl Renault Grubu olarak hangi modelleri getireceksiniz?
Aybar: Biz bu sene çok iddialıyız. Renault Grubu olarak Dacia ile birlikte 9 yeni araç sunuyor olacağız. 7 tane Renault markası altında gelecek. İki tanesini zaten söylemiş oldum. Yeni Clio Ekim 2012’de çıktığı için onu saymıyorum, Yeni Symboll, ve Clio Sport Tourer. Bunlara ek olarak Fluence’nin Rönesans yüzünü gösterdik. Yeni hiç bulunmadığımız bir sektörde hiç bulunmadığımız bir otomobilimiz var. Bu otomobilimizin adı Captur ve bunu Cenevre Fuarı’nda tüm özelliklerini görüyor olacağız. Onunla birlikte bu sene yeniliklerimizin içerisinde elektrik motorlu Zoe’miz var. Yeni yüzüyle Scenic gelecek. Bir de yeni nesil Kango gelecek.

Dacia’da ise, Lodgy ve Dokker modelleriyle 9’u bulduk. Ama bununla yetinir miyiz bilmiyorum. Sürprizlerimiz olabilir.

Symbol’deki eksikliği Fluence doldurabildi mi? Elektrikli Fluence’e nasıl bir talep var? Bu konuda hedefleriniz neler?
Aybar: Fluence, geçtiğimiz yıl bizim en çok satan otomobilimiz oldu. Türkiye ortalamasında Fluence en çok satanlar içerisinde ikinci sırada yer aldı. Biliyorsunuz Fluence benzinli, dizel ve elektrikli motor seçenekleri ile bayilerimizde yer alıyor.

Bizi gururlandıran konu şu; artık Fluence’yi biz kendi fabrikamızda sadece elektrik motorlu üretip satabiliyor ve ihraç edebiliyoruz. Renault’un bu çok önemli ve yenilikçi bir yatırımı oldu. 2010 sonunda üretim çalışmaları sonuçlanan Fluence’de geçen yıl 200 civarında bir satış gerçekleştirdik. Bu araçla ilgili bir hedeften söz etmek gerekirse, önemli olan bu konsepti insanlara tanıtıyor olmak. Bu otomobili çok iyi anlıyor olmak lazım.

Bir kere bu otomobilde tamamen temiz bir teknolojiyi konuşuyoruz. Hiçbir şekilde kullanırken karbondioksit veya başka bir gaz ortaya çıkarmıyorsunuz. Çünkü gaz oluşturacak bir neden yok. Fosil yakıt kullanmıyorsunuz. Kullandığınız enerji elektrik enerjisi ve depoluyorsunuz pillerinizde, onu kullanıyorsunuz.

İkinci olarak, bu otomobilin kullanım şartlarına baktığınızda eğer otomobilin dizaynını oluşturan şartlarda kullanırsanız son derece büyük bir ekonomi sizi bekliyor. Şehir içerisinde ve oldukça sık kullanıyorsanız kesinlikle bu aracı tavsiye ediyoruz. Ayda 1000 km ve üzerine çıkacaksanız, yılda 10 bin km’den fazla yol yapıyorsanız çok büyük bir ekonomi sizi bekliyor.

ELEKTRİKLİ ARAÇ YÜZDE 50 EKONOMİ SAĞLIYOR
Nasıl bir ekonomiden söz ediyorsunuz? Rakamlara dökebilir misiniz?
Aybar: Kendi üzerimden örnek veriyorum. Ben 8 aydır bu aracı kullanıyorum. Ayda 2000 km yol yapıyorum ve bu 2000 km yol için 65 TL elektrik faturası ödüyorum. Halbuki ben bu 2000 km için 600 TL üzerinde yakıt alıyordum. Yani burada 10 kat tasarruf oluştu. Ama burada bir de biliyorsunuz pil kirası var. Pil satılmıyor ve kiralanıyor. Aşağı yukarı 250 TL gibi bir aylık pil kirası katarsak 300 TL gibi bir bedele geliyor. Yine de yarı yarıya bir tasarruf söz konusu oluyor.

Bu işin bir boyutu. İkinci boyutuna bakarsak, araçta bakım yok. Dolayısıyla yıllık bakım ödemiyorsunuz. Üçüncü olarak bu otomobillerde motorlu taşıtlar vergisi yok. Bu seviyelerde bir otomobilde motorlu taşıtlar vergisi 1000 TL civarında ödenir. Bunu da düştüğünüz zaman toplam tasarruf minimum 5000 bin TL oluyor benim kullanım şartlarda. Daha fazla kullanırsanız, tasarrufunuz misli misli artıyor.

Bu aracı çok sakin ve trafik kurallarına uygun olarak kullanırsanız bir dolumla 200 km’ye kadar yol alabiliyorsunuz. Zaten araçların yüzde 87’si günde 60 km mesafe ve şehir içerisinde kullanılıyor. Eğer böyle yapılırsa, 2 günde bir şarjla bu otomobili şehir içerisinde kullanma şansımız var. Temiz, ekonomik, modern ve konforlu.

Peki şarjımız bittiğinde istediğimiz yerde doldurabilecek miyiz? Altyapı çalışmaları nasıl gidiyor?
Aybar: Bu araçlarda şarj konusu küçük bir problem olarak görünüyor. Belli bir yerde şarj ihtiyacı olduğunda şehrin belli noktalarında şarj istasyonları olması gerekiyor. Ama ne yazık ki bu konudaki alt yapı çalışmaları istediğimiz hızda gitmiyor. Bu nedenle biz belediyelerle sürekli işbirliği yapıyoruz. Bu konuda çok hızlı hareket eden belediyeler var. İstanbul, Ankara, Konya, Antalya, Eskişehir, Kayseri’de çeşitli il ve ilçe belediyeleri bu otomobillerden aldılar ve kullanıyorlar.

Bu bir konsept ve giderek öneminin algılanması ve o doğrultuda aksiyon alınması ülkemiz için çok önemli bir adım. Çünkü Türkiye petrole bağımlı bir ülke. Biz petrolü ithal ediyoruz. Eğer bu otomobili aldığınızda söylediğimiz ölçülerde kullanıyorsanız bu da yurtdışından aldığımız petrolde o kadar tasarruf anlamına gelir. Bu da cari açık konusuna en büyük katkıyı sağlar.

TÜRKİYE, RENAULT’UN EN BÜYÜK PAZARLARINDAN BİRİ
Türkiye, Renault için üretim merkezi ve pazar olarak nasıl bir öneme sahip?
Aybar: Türkiye Renault için çok önemli bir pazar. Geçen yıl satışlarında Türkiye, Renault için dünyadaki 6’ncı büyük pazar, Avrupa’da 3’üncü büyük pazar oldu. Dacia için ise dünyada 4’üncü büyük pazar durumundayız. Dolayısıyla Renault’un şüphesiz en büyük pazarlarından birisiyiz.

Fabrika olarak ise, dünya geneline baktığımızda ürettiği otomobillerin kalitesi, verimliliği ve prodaktivitesi olarak yine ilk 3 fabrikadan biri olmaya devam ediyoruz. Daima en önlerdeyiz. Bunlardan da büyük keyif alıyor ve gururlanıyoruz.

Geçtiğimiz gün açıklanan müşteri memnuniyeti anketinde ilk sırada çıktınız. Bunu nasıl gerçekleştirdiniz? Bu büyüklükte bu işler hiç kolay olmasa gerek…
Aybar: İnsanların beklentilerini hem üretimde hem de hizmet tarafında eksiksiz yerine getirme çabalarımız bizim müşteri memnuniyetinde istediğimiz sonuçları elde etmemizi sağlıyor. Her zaman gelen araçları kendi otomobilleriymiş gibi ilgilendiği için bu böyle oluyor.

Çok yoğun bir eğitim ve kalite seferberliğimiz var. Olmazsa olmaz 8 sözümüz var. Bütün şebekemiz bu konuda bilinçlendi ve eğitimler sürekli olarak devam ediyor. Bu da müşterilerimiz için tam bir güven unsuru. Bunun sonucunda da şikayet yönetiminde kendi segmentimizde 12 büyük marka içerisinde birinci sırada yer aldık. Kalite liginde yine birinciliği aldık. Bütün bunlar, gösterdiğimiz bu çabanın ne kadar yerinde ve doğru olduğunu gösteriyor.

Biz şu anda Türkiye’de bütün illerde bulunuyoruz. Renault bayisi olmayan yer yok. 300’ü aşkın bayi ve 7 binden fazla çalışan ile bu teşkilatta çok yoğun bir eğitim seferberliğimiz var. İnsana yatırımı ve bilgiyi esirgemezseniz kolaylıkla sonuç alırsınız. Bunun en güzel örneğiniz biz şu anda Renault olarak gösteriyoruz.

Yurtiçiyle birlikte yurtdışında da ödülleri topluyorsunuz? Fransa’nın en yenilikçi markası seçilme hikayenizi anlatır mısınız?
Aybar: Boston Consulting Group, Renault’yu 2012 yılında en yenilikçi Fransız şirketi olarak seçti. Renault, dünyanın en yenilikçi 50 şirketi arasında genel değerlendirmede 34. sırada yer alıyor. Toplam 1512 CEO’ya sorularak verilen bir ödül bu. 50 firmaya bu ödüller veriliyor. Biz çevreci ve yenilikçi projelerimizle Fransız markaların içerisinde ilk sırada yer alarak bu ödüle sahip olduk. Bu projelerle marka değerine ve satışlara, satışları yapanlara yapılan katkı hesaplanarak bu ödül ortaya çıktı. Ağırlıklı olarak elektrikli otomobiller konusunda elde ettiğimiz başarılar, Renault-Nissan işbirliği ve Daimler ile birlikte yaptığımız ittifak bu ödülü almamızda bize faydalı oldu.

YERLİ OTOMOBİL HAYAL DEĞİL
Son olarak yerli otomobil konusunda görüşlerinizi almak istiyorum?
Aybar: Ben bu konuda belli gelişmelerin olacağı inancımı koruyorum. Ben meselenin yerli otomobil konusunda değil, tanımda bir konsensüs oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Bir kere, yerli otomobil ise 40 yıldan fazla senedir biz bunu yapıyoruz. Üstelik de yurtiçi tedarik yüzde 80’lere çıkmış durumda. Ama buradaki mesel yerli marka. Yani, fikir ve mülkiyet hakları elinizde mi, nasıl bir model dizayn ettiniz, neyi üreteceksiniz, nerede üreteceksiniz, nerede satacaksınız, kaç adet satacaksınız, kaç paraya satacaksınız? Tüm bunların kararlarını siz veriyorsanız ve siz de bu ülkenin bir şirketiyseniz o zaman işte yerli marka diyebiliriz. Olaya böyle bakmak lazım. Eğer bu tanımda mutabıksak, Türkiye’nin yerli markası yok.

Peki olur mu ve bu güne kadar neden olmadı?
Aybar: Evet olabilir. Ama olması için ürettiğinizin nerede, ne kadara, kaça satabileceğinizin hesabına bağlı. Eğer fizibilite çalışmalarınız size bir ümit veriyorsa o zaman siz yerli bir aracı rahatlıkla hayata geçirebilirsiniz. Dizayn konusunda ben bir sıkıntı görmüyorum. Ama bütün mesele fizibilite. Bu ümidi veren fizibiliteler olmadığı için şu anda bir babayiğit çıkmıyor.

Dünyada onlarca marka be yüzlerce fabrika var. Şu anda fabrikalar yüzde 25 boş kapasiteler ile çalışıyor. Giderek daha fazla boşalacağını bütün parametreler gösteriyor. 2016 itibari ile kapasite boşluğunun yüzde 35’leri bulacağı öngörülüyor. Şimdi kapasite boş ve üretilen satılamıyor ise yoğun rekabete girilecek, yeni ittifaklar çıkacak ve yeni indirimler gelecek. Bu rekabet ortamında siz kendinize nasıl yer bulacaksınız? İşte buralarda iyi hesaplar yapmak lazım.

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Bu otomobli bir iPad sürüyor

Bir grup mühendis sonunda iPad ile çalışabilen otomobili gerçek yaptı.

İngiltere’de ünlü Oxford Üniversitesi’nde görevli bir grup mühendis, Nissan’ın elektrikli otomobili olan Leaf’i iPad ile kontrol edilebilecek şekilde modifiye etti.

RobotCar adı verilen projede otomobil, ön ve arka kısımlarda donatılan kamera ve lazer sistemleri sayesinde yolunu buluyor.

Bu sistem sürücünün gittiği yolu otomobilin hatırlamasına yardım etmek amacıyla 3 boyutlu bir haritayı kaydedip, bagaja yerleştirilen bilgisayara gönderiyor.

Ön tampona yerleştirilen lazer sistemleri de 50 metrelik mesafedeki ve 85 derecelik görüş alanındaki nesneleri saniyede 13 kez tarıyor. Bu tarama sırasında yolda herhangi bir otomobil, yaya, bisiklet ya da herhangi bir canlı olup olmadığı tespit edildiğinde RobotCar otomatik olarak yavaşlayıp duruyor.

Sürücü otomobilin kontrolünü tekrar geri almak isterse tek yapması gereken fren pedalına dokunmak oluyor.

Güvenlik nedeniyle RobotCar’ın otomatik pilotta gidebilmesi için sadece Begbroke Bilim Parkı çevresindeki özel parkurda kullanılmasına izin verildi. Ancak otomobilin halka açık kullanılabilmesi için Üniversite görevlileri ve Ulaştırma Bakanlığı arasında görüşmeler sürdürülüyor.

Kaynak : http://www.haber3.com/bu-otomobli-bir-ipad-suruyor-haberi-1789698h.htm#ixzz2LKPWArHU

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Kazakistan elektrikli araç için kolları sıvadı

Kazakistan, ilk yerli elektrikli otomobilini üreterek 2017’deki EXPO fuarında görücüye çıkarmak istiyor

Elektrikli araç üretimi için girişimlerini hızlandıran Kazakistan, yerli otomobil sektörüne de yenilik getirmeyi amaçlıyor. Kazakistan’ın ham petrol zengini olmasına rağmen, şehir içi ulaşım için elektrikli araca olan talebin artış göstermesiyle birlikte yerli otomobilin model tasarımı başlatıldı.

Satın alma gücüne uygunluğu ile piyasaya sürülecek ekonomik aracın satış fiyatı ise 5 bin ABD doları olarak belirlendi. Elektrikli Otomobil Proje Müdürü Arsen Gutanov, aracın tamamen yerel üretim ile hazırlanılacağı söyledi. İlk model arabanın toplam ağırlığı sadece 600 kilo olacak.

Uluslararası EXPO 2017 Fuarı’na ev sahipliği yapacak olan Kazakistan, önümüzdeki yıllarda yerli elektrikli otomobilin çeşitli modellerini de üreterek görücüye çıkartacak.

Otomotiv dünyasında son yılların en önemli gelişmesi olarak karşılanan elektrikli otomobiller, çevre dostu ve ekonomik olması nedeniyle halk tarafından tercih ediliyor.

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Erdoğan’ın test ettiği elektrikli araç satışa çıktı

Teknolojisi ve üretimi Derindere Motorlu Araçlar’a ait elektrikli araçlar satış ve kiralamaya sunuldu. Aracın en önemli parçası olan elektronik beyin üniteleri ve buna ait yazılımları tamamen DMA tarafından geliştirilen elektrikli araçlar, tek şarj ile yaklaşık 280 kilometre yol yapabiliyor.

Derindere Motorlu Araçlar tarafından hayata geçirilen elektrikli otomobillerin basın lansmanı ve ilk test sürüşleri, Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Türkiye’nin ilk ve tek Tip Onay Belgesi’ni alan DMA teknolojisine sahip elektrikli araçlar, tek şarj ile yaklaşık 280 kilometre yol kat edebilecek. Şehir şebekesinin her yerinden temin edilebilen 220 volt kaynak ile yaklaşık 8 saatte tam olarak şarj edilebilen elektrikli araçlar için isteğe bağlı olarak ülke genelinde kurulmuş ve sayıları her geçen gün artan Avrupa Standardı tip 2 şarj istasyonlarından da faydalanılabilecek.

Tüketicilere ve şirketlere hem kiralama hem de satın alma alternatifleriyle sunulan elektrikli araçların satış fiyatı 120 bin lira, operasyonel filo kiralama fiyatları ise aylık 900 avro seviyesinde olacak.

”Satamasak da bu işin devamını getireceğiz”

DMA Kurucu Ortağı Özkan Derindere, toplantıda yaptığı konuşmada, elektrikli araçların geleceğine inandıklarını ve bu konuya yatırım yapma kararı aldıklarını söyledi.

Proje için gereken finansmanı tamamen kendi özkaynaklarından karşıladıklarını belirten Derindere, ”DMA olarak kısa vadede, binek ve hafif ticari araçlara DMA teknolojisi uygulayarak, onları yüzde 100 elektrikle çalışan araçlar haline getirerek pazara sunmayı hedefliyoruz. Orta vadede hız ve hacim kazanmak için, sınırlı sayıda modele yoğunlaşacağız. Projemizin uzun vadeli hedefi ise yüksek bir yatırım hedefi ile DMA markalı ürünler üretmek ve pazarda önemli bir oyuncu olmaktır” dedi.

Bugün itibariyle aylık 100, yıllık ise 1.200 adetlik bir kapasiteye sahip olduklarını ifade eden Derindere, ”Motor ve batarya dışarıdan geliyor. Ama arabanın en önemli parçası olan beyin üniteleri tamamen bizim tarafımızdan geliştirildi. Parça aldığımız bütün firmalarla, ürettikleri komponentleri Türkiye’de üretmek konusunda yatırım yapmak için ön protokoller imzaladık. İleride bunları yerli olarak üretmek hedefindeyiz” diye konuştu.

Elektrikli araçların Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından da denendiğini aktaran Derindere, devletin konuya olan duyarlılığından son derece memnun olduklarını, bu yaklaşımın başta kendilerinde olmak üzere, tüm girişimci ve yatırımcılarda büyük moral etkisi yarattığını belirtti.

Derindere, herhangi bir ortak arayışı içerisinde olmadıklarını, ancak projenin verimliliği ve gelişimi açısından fayda sağlayacağına inandıkları bir teklif olursa bunu değerlendirebileceklerini ifade etti.

Elektrikli araçları her yerde şarj edebilecek şekilde tasarladıklarını anlatan Derindere, ikinci el araçları elektrikli araca dönüştürmenin maliyet açısından çok da mantıklı olmadığını söyledi.

Özkan Derindere, ”Satamasak da bu işin devamını getireceğiz” dedi.

Elektronik beyin ünitelerini ve yazılımlarını DMA mühendisleri geliştirdi

Projenin mühendislik çalışmalarını üstlenen DMA Kurucu Ortağı Önder Yol da elektrikli araçların tasarruflu ve çevreci özellikleriyle ön plana çıktığını söyledi.

Araçların en önemli parçası olarak kabul edilen elektronik beyin ünitelerinin ve buna ait yazılımların tamamen DMA mühendisleri tarafından geliştirildiğine işaret eden Yol, araçların üretim sürecine ilişkin olarak şunları kaydetti:

”Bu araçlar yaklaşık 13 aylık bir test ve izin sürecinden sonra satışa sunuluyor. Üretilen ilk araçlar, gerçek yol koşullarında yaklaşık 500 bin kilometrenin üzerinde test edildi. 40 kilovatsaat (kWs) Lityum bazlı bataryaları ve 62 kilovat (kW) sürekli güç üretme kapasiteli elektrik motoruyla 225-325 Newtonmetre (Nm) tork değer aralığında yüksek bir performans sunan DMA teknolojisini, 3 yıl ve 100 bin kilometre DMA garantisi ile kullanıma sunuyoruz.”

”İhracat da olacağını düşünüyoruz”

DMA Ar-Ge ve Üretim Direktörü Alper Baykut ise araçların sürekli olarak kullanıcısını bilgilendiren multimedya sistemine ve uzaktan erişim teknolojisine sahip olduğunu belirtti.

Baykut, ”Kullanılan DMA Multimedya Sistemi, arayüzü sayesinde sürücü ve yolcularını sürekli bilgilendirerek, aracın şarj, hız ve kullanım durumuna ilişkin birçok veriyi anlık olarak aktarıyor ve sürüş güvenliğini artırıyor” dedi.

DMA’nın Turkcell ile gerçekleştirdiği teknolojik işbirliğine de değinen Baykut, sadece elektrikli araçlara özel olarak geliştirilen DMA Bilgilendirme Servisi ile kullanıcıların DMA teknolojisine sahip araçlarıyla ilgili birçok veriye IOS ve Android işletim sistemine sahip akıllı telefonlar üzerinden diledikleri zaman ve yerden erişebileceklerini, anlık olarak araçları ile ilgili şarj durumu, menzil, kalan şarj süresi gibi birçok veriyi online takip edebileceklerini söyledi.

Baykut, şu anda Türkiye için planlanan proje çerçevesinde elektrikli araçların ihracatının da yapılabileceğini düşündüklerini de sözlerine ekledi.

Toplantının ardından basın mensupları ve katılımcılar tanıtımı yapılan elektrikli araçların test sürüşünü gerçekleştirdi.

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter
Facebook Auto Publish Powered By : XYZScripts.com
Yandex.Metrica