Quantcast

FLUENCE Z.E. İLE İKİ FARKLI DENEYİM

Yüzlerce otomobil, yüzlerce farklı motor sesinin ardından sessiz bir otomobil kullanmak? Aklıma binlerce farklı tanımlama gelse de, tam elektrikli bir otomobil kullanmak, tek kelimeyle “farklı” diye nitelenebilirdi herhalde… Madem öyle, ben de öyle diyeyim: Farklı bir deneyimdi.
Eh zaten, siyasi ve toplumsal haberlere imza atan Milliyet Haber Araştırma Bölümü’ndeki arkadaşım Burcu Karakaş’ı, bu “farkı” test etmeye iknam da pek kolay olmadı… Şaka bir yana, sanki otomobil kullanmaya yeni başlayacakmış gibi heyecanlandığını ben fark ettim de, ona belli etmedim!
Bursa’da üretimine başlanan elektrikli Fluence Z.E., herhalde Türkiye’de bugüne kadar en çok konuşulan modellerden biri. Kendisiyle ilk tanışmam ise, Paris’te geçen yıl düzenlenen test sürüşü etkinliğinde olmuştu. Elbette orada kullandığım Fluence Z.E. ile şu an direksiyonunda bulunduğum Fluence Z.E. arasında dağlar, ırmaklar, vs kadar büyük fark var. Akülerden bavullara yer kalmaz diye bagajı 13 santim uzatılmış, devir saati de yerini şarj göstergesine bırakmış. Hız göstergesinin sağına “akünün mevcut şarjıyla gidebileceği yolu” hesaplayan yol bilgisayarı ve güç göstergesi konulmuş. Aracın içinde sessizlikten ötürü kendisine yer bulan “fare tıkırtıları” da, seri üretimle birlikte emekliye ayrılmış…

Korkulacak gibi değil
Elbette insan, hiç tanımadan elektrikli bir otomobilin direksiyonuna geçtiğinde, deyim yerindeyse “dumur” vaziyeti yaşıyor. Nitekim kontağı çevirdiğinizde gösterge panelinde “Go” lambası yanmasa, akşama kadar otomobilin çalıştığını anlamanın imkanı yok. Bunun yanında gaza bastığınızda “gelmeyen” ses, kendinizi “stop ettiği halde gaza basmakta ısrarlı acemiler” gibi hissetmenize neden oluyor.
Gelelim bana… Benzinli ya da dizel araçlardaki 95 HP’ye eşit güce sahip elektrik motorunun torku (yani motor çekiş gücü) sayesinde, sessizliğe aldırmadan, kullandığım aracın elektrikli olduğunu unuttuğumu söylesem… Haliç kıyılarında fotoğraf çekecek yer ararken, bu nedenle diğer otomobillerin tempolarına ayak uydurduğumu hatta bazılarını geride bıraktığımı… Sonrasında da şarj göstergesinin nasıl aşağıya düştüğünü görüp de, gözlerimin gözlüklerimi fırlatma pahasına dışarı fırladığını… Sonuçta tam şarjla 160 km yol gidebilen aracın menzili, benim gibiler yüzünden 130 km gibi bir rakama sabitlenmiş. Gerçekten de biraz “nazik” kullanım gerektiriyor!
İnsan “elektrikli otomobil” denildiğinde, sadece elektrikli bir motor, priz ve şarj kablosunu düşünse de, Fluence ZE’de standart versiyonla benzer bir çok konfor donanımı var. Örneğin klima, müzik sistemi, navigasyon sistemi bunlardan birkaçı. Yani çevreci diye, bisiklet konforu beklemenize gerek yok. Sadece motoru farklı, hepsi bu!
Bir deee… Otomobilin donanımlarına “Ben elektrikliyim!” diye bağıran sesli bir uyarı eklenmeli… Benim gibiler için!

13 Mayıs 2012 – 02:30

Milliyet.com.tr »
Ekonomi»
Haber

FLUENCE Z.E. İLE İKİ FARKLI DENEYİM
Dünyada sadece Bursa’da üretilen ve Türkiye pazarında da satışına başlanan tamamen elektrikli Renault Fluence Z.E, Burcu Karakaş ve Levent Köprülü tarafından İstanbul trafiğinde test edildi. Ve tabii ki ortaya iki farklı gözden, biribirinden farklı izlenimler çıkıverdi

inShare

Yorum: 6
FLUENCE Z.E. İLE İKİ FARKLI DENEYİM

LEVENT KÖPRÜLÜ-BURCU KARAKAŞ FOTOĞRAF: OZAN GÜZELCE

‘Ben elektrikliyim’ diye bağırsa, hiç fena olmazdı!

Yüzlerce otomobil, yüzlerce farklı motor sesinin ardından sessiz bir otomobil kullanmak? Aklıma binlerce farklı tanımlama gelse de, tam elektrikli bir otomobil kullanmak, tek kelimeyle “farklı” diye nitelenebilirdi herhalde… Madem öyle, ben de öyle diyeyim: Farklı bir deneyimdi.
Eh zaten, siyasi ve toplumsal haberlere imza atan Milliyet Haber Araştırma Bölümü’ndeki arkadaşım Burcu Karakaş’ı, bu “farkı” test etmeye iknam da pek kolay olmadı… Şaka bir yana, sanki otomobil kullanmaya yeni başlayacakmış gibi heyecanlandığını ben fark ettim de, ona belli etmedim!
Bursa’da üretimine başlanan elektrikli Fluence Z.E., herhalde Türkiye’de bugüne kadar en çok konuşulan modellerden biri. Kendisiyle ilk tanışmam ise, Paris’te geçen yıl düzenlenen test sürüşü etkinliğinde olmuştu. Elbette orada kullandığım Fluence Z.E. ile şu an direksiyonunda bulunduğum Fluence Z.E. arasında dağlar, ırmaklar, vs kadar büyük fark var. Akülerden bavullara yer kalmaz diye bagajı 13 santim uzatılmış, devir saati de yerini şarj göstergesine bırakmış. Hız göstergesinin sağına “akünün mevcut şarjıyla gidebileceği yolu” hesaplayan yol bilgisayarı ve güç göstergesi konulmuş. Aracın içinde sessizlikten ötürü kendisine yer bulan “fare tıkırtıları” da, seri üretimle birlikte emekliye ayrılmış…

Korkulacak gibi değil
Elbette insan, hiç tanımadan elektrikli bir otomobilin direksiyonuna geçtiğinde, deyim yerindeyse “dumur” vaziyeti yaşıyor. Nitekim kontağı çevirdiğinizde gösterge panelinde “Go” lambası yanmasa, akşama kadar otomobilin çalıştığını anlamanın imkanı yok. Bunun yanında gaza bastığınızda “gelmeyen” ses, kendinizi “stop ettiği halde gaza basmakta ısrarlı acemiler” gibi hissetmenize neden oluyor.
Gelelim bana… Benzinli ya da dizel araçlardaki 95 HP’ye eşit güce sahip elektrik motorunun torku (yani motor çekiş gücü) sayesinde, sessizliğe aldırmadan, kullandığım aracın elektrikli olduğunu unuttuğumu söylesem… Haliç kıyılarında fotoğraf çekecek yer ararken, bu nedenle diğer otomobillerin tempolarına ayak uydurduğumu hatta bazılarını geride bıraktığımı… Sonrasında da şarj göstergesinin nasıl aşağıya düştüğünü görüp de, gözlerimin gözlüklerimi fırlatma pahasına dışarı fırladığını… Sonuçta tam şarjla 160 km yol gidebilen aracın menzili, benim gibiler yüzünden 130 km gibi bir rakama sabitlenmiş. Gerçekten de biraz “nazik” kullanım gerektiriyor!
İnsan “elektrikli otomobil” denildiğinde, sadece elektrikli bir motor, priz ve şarj kablosunu düşünse de, Fluence ZE’de standart versiyonla benzer bir çok konfor donanımı var. Örneğin klima, müzik sistemi, navigasyon sistemi bunlardan birkaçı. Yani çevreci diye, bisiklet konforu beklemenize gerek yok. Sadece motoru farklı, hepsi bu!
Bir deee… Otomobilin donanımlarına “Ben elektrikliyim!” diye bağıran sesli bir uyarı eklenmeli… Benim gibiler için!

Renault Fluence ZE

Motor Gücü:Apple-tab-span” style=”white-space:pre”> 70 kW (95 HP)
Tork: 226 NM
Maksimum Hız: 135 km/s
Menzil: 130-160 km
Şanzıman: Otomatik
Akü Tipi: Lityum/İyon
Fiyatı: 64 bin 900 TL (Akü hariç)
Akü Fiyatı: Aylık kira bedeli 83 euro (48 ay ve 10.000 km/yıl – KDV dahil)
Şarj Süresi: Duvara monte edilen özel “Wallbox” ile 6-8 saat.
220V duvar tipi prizle 10-12 saat. Hızlı şarj ile 30 dk’da yüzde 80 şarj
Tüketim: Dizel Fluence modelinin deposu yaklaşık 244 TL’ye dolarken Fluence Z.E. aküsünü ortalama 4 TL’ye doldurabiliyor. Fluence Z.E.’nin 100 km maliyeti 2.5 lira civarında. Fluence 1.5 dCi ise 100 km’de yaklaşık 20 TL harcıyor.

Yolda elektrikli aracın dayanılmaz hafifliği

Benzin fiyatlarının tavan yaptığı, özel araç sahiplerinin gözlerini bir kuruşluk indirime diktiği şu günlerde, “elektrikli otomobil” lafı kulağa hoş geliyor. Fahiş benzin fiyatlarından kurtulmak kadar kullanımının da aynı derecede hoş olup olmadığını test etmek için elektrikli Renault Fluence’ın deneme sürüşündeyiz. Çevreye de hayırlı katkı olacağını düşünüp, küçük bir gezintiye çıkmayı kabul ediyorum.
Kontağı çevirmemin ardından daha ilk denememde beceremediğimi düşünüp yeniden davrandığımı fark eden Deniz Bey, “Bir kere çevirmeniz yeterli!” uyarısında bulunuyor. Ne bir ses, ne de arabayı çalıştırdığınıza dair en ufak bir titreşim. Renault satış danışmanı Deniz Çınar, direksiyona geçtiğimden bu yana sıraladığım, olur olmaz tüm sorularıma sabırla cevap vermeye devam ediyor: “Hakikaten, bir damla bile benzin olmadan mı çalışıyor?”
Otomotiv editörümüz Levent Köprülü ile foto muhabiri arkadaşım Ozan Güzelce’nin dikiz aynasından yakaladığım müstehzi bakışlarına aldırmadan sorularımı sürdürüyorum:
– Şimdi yani egzoz gazı çıkmıyor mu bu araçtan?
– Hayır, egzozu bile yok.
Gerek büyük sessizlikle devam eden gezintimizin, gerekse kara kara dumanların havaya sinsice salınmayışının verdiği keyifle “İnsan, hem çevreyi hem de cebini yakmayacakken, neden benzinli araç kullanır?” sorusu iyice kafamı kurcalıyor. Ancak ona da verilecek cevaplar var.
İstanbul gibi bir kentte neredeyse her mesafenin uzun olduğu gözönüne alınırsa, yola çıkmadan biraz düşünmek gerekiyor. Yolda kalmamak için aracınızı her gün şarj etmeniz gerekiyor (Meraklısına not: Yolda kalırsanız da üzülmeyin. Renault ekibine bir telefon kafi. Olabildiğince çabuk geliyorlarmış). Bu zahmete rağmen, deyim yerindeyse “depo doldurmanın” yani aküleri tam doldurmanın maliyeti makul: Gündüz 3, gece ise 4 lira.
Normal şehir cereyanıyla 10-12 saatte “aküyü” fulleyebiliyorsunuz. Ancak bu süre, hızlı şarj aletiyle azalabiliyor. İyi ama, bu işlemi nerede yapacaksınız? Evde uygun tasarlanmış elektrik tesisatı ya da özel şarj kutucuğuna ihtiyaç var. Renault servislerinde de şarj istasyonu varmış. Elektrikli araç sahiplerini de düşünerek inşa ettiği sitelerin garajlarına şarj aleti koyanlar da kimseler var mı? Bildiğimiz kadarıyla, evet.
Herşeyi bir kenara bırakırsak, bana göre, çeşitli nedenlerle özel araçlarından kurtulmanın yollarını arayanlar için, elektrikli otomobiller gelecekte tercih sebebi olacak gibi. Ancak alt yapı şartıyla…

Daha küçüğünü tercih ederdim

Kullandığım Fluence ZE’nin iç tasarımında bana aykırı gelen bir unsura rastlamadım. Ancak büyük boyutlu ve makam otomobili kıvamında olduğunu söyleyebilirim. Şehir içi kullanım özellikleri gözönüne alındığındaysa, çevreye saygılı ve elektrik motorlu bile olsa, özellikle kolay park edilebilmesini tercih ederdim. Yani yakıt masraflarından tasarruf etmek ve çevreci olmak isterken, aynı zamanda makul boyutlarda bir otomobil kullanmak isterdim. Deniz Bey’den bu eleştirinin de yanıtını alıyorum: Renault’nun elektrikli Zoe ile Twizy adlı daha küçük modelleri de yoldaymış…

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook Auto Publish Powered By : XYZScripts.com
Yandex.Metrica