Quantcast

Yeni sürprizlere hazırlıklı olun

Bu yıl Renault Grubu olarak 9 yeni model getireceklerini belirten Renault-Mais Genel Müdürü İbrahim Aybar, “Bununla da yetinmeyebiliriz, sürprizlere hazırlıklı olun” dedi.

Söyleşi: Selçuk Altun
İbrahim Aybar, otomotiv sektörünün duayenlerinden biri.

Yıllarca kamuda görev yapan ve yüzlerce projede imzası bulunan Aybar, bugün Renault’u başarıdan başarıya taşıyor.

Hiç kuşkusuz, Renault’un her yıl en çok satan otomobil markası olarak sürekli podyumda olmasında onun payı çok büyük.

Çok çalışan ve işi nedeniyle sürekli seyahat halinde olan biri İbrahim Aybar. Ayda en az 2.000 km yol yaptığını söylüyor.

Bu kadar yoğun olmasına rağmen, geçtiğimiz hafta kendisi ile bir araya gelme fırsatı buldum.

2013’te sürprizlere hazır olmamızı söyleyen Renault – Mais Genel Müdürü İbrahim Aybar ile genel olarak otomotiv sektöründen özelde Renault’a, elektrikli otomobillerden yerli otomobile, yeni gelen modelleri ve daha bir çok konuyu kapsayan bir söyleşi gerçekleştirdim. Keyifli bir saatin sonunda Aybar’dan sorularıma şu yanıtları aldım;

Öncelikle otomotiv sektörü açısından geçtiğimiz yılı değerlendirir misiniz?
Aybar: 2012’de yüzde 10-15 daralma olacağı öngörüsünü yapmıştık. 2012, bu beklentiler doğrultusunda tamamlandı. Geçtiğimiz yıl, 778 bin adet binek + artı hafif ticari araç satışı gerçekleşti. Önceki yıla göre yüzde 10 düşüşü gösteriyor. Bu oldukça önemli bir gösterge. Öngörülerimizin gerçekleşmiş olması bize ileriye dönük isabetli planlamalar yapma şansı veriyor. Dolayısıyla da bizim gibi yüksek katma değer yaratan ama istikrarsızlıkta çok ciddi yara alan bir sektör için önemli. Bu nedenle biz 2012’yi bir daralma olması nedeniyle bu anlamda olumlu kabul ediyoruz.

Bu yüzde 10’luk daralmanın nedenleri nelerdir? 2013’te de bir daralma öngörüyor musunuz?
Aybar: Özellikle 2012’nin ilk yarısında çok ciddi bir daralma yaşandı. Çünkü faizler yüksekti ve finansman maliyeti pahalıydı. İkincisi, 2011 sonlarında pazarı soğutmak için bir vergi artışı gelmişti. Ekonomiyi soğutmak adına gelen bu vergi artışı satışlara yansıdı. 2012’nin ikinci yarısı ise 2011’e eşdeğer olmaya başladı. Burada artık soğutma çalışmaları stabil hale geldiği için bir talep yaşandı.

Biz, 2013’ün de geçtiğimiz yıl seviyelerinde bir pazar büyüklüğüyle geçmesini bekliyoruz. Bu yıl faizler düşük, bu olumlu. Faizlerin düşmesiyle birlikte finansman maliyetleri de gerilemiş oldu. Bir de bankaların 2013 yılında tüketici finansmanına daha ağırlık vereceğini görüyoruz. Bunun da tüketimde yeni imkanlar yaratacağını düşünüyoruz.

Buna karşın, 2012’nin yılın son çeyreğinde bir vergi artışı daha yaşadık. Bu da 2013 model yılıyla birlikte pazarı mutlaka etkileyecektir. Bu iki gelişmenin birbirini dengelemesini ve 2013’ün 2012 seviyelerinde bir satış hacmine ulaşmasını bekliyoruz.

MİLLİ GELİR ARTARSA 1 MİLYON SATIŞI GÖRÜRÜZ
Son yıllara bakarsak, her yıl yaklaşık 800 bin civarında araç satılıyor. Pazarda bir doyma olduğunu söyleyebilir miyiz?
Aybar: Bunu söylememiz şu anda henüz mümkün değil. Çünkü, henüz pazarda çok ciddi bir potansiyel görüyoruz. Bin kişinin henüz 108’inde otomobil var ve bin kişinin henüz 140 adet motorlu taşıt var. Avrupa’ya göre 5 kat gerideyiz.

Gelir seviyesi açısından değerlendirdiğimizde, bizdeki kişi başı milli gelir 10 bin dolar seviyelerinde iken baz bir otomobil fiyatı 15 bin dolar civarında. Bu açık işin çok fazla büyümesine ve istikrarlı olarak bir seviyede tutunmasına engel oluyor. Bu açığın kapanması durumunda yıllık bazda 1 milyon adet otomobil satışı gerçekleşeceğini düşünüyorum.

Biraz da Renault hakkında bilgi almak istiyorum. Siz 2012’de neler yaptınız? Symbol’ün dizel seçeneğinin olmaması satışlara nasıl yansıdı?
Aybar: Biz Renault Grubu olarak 2012’de de hedeflerimizi yakaladık. Geçen yıl söylediğiniz gibi Symbol’de dizel motorumuz yoktu. Sadece benzinli ve LPG’li Symbol satışı yapabildik. Biliyorsunuz Türkiye motor teknolojisinde Euro5’e geçti. Euro5’e geçtiği için biz de motor teknolojisi ile birlikte komple tasarımını değiştirmeye karar verdik ve yeni Symbol için yatırım yaptık. Bu yatırım nedeniyle geçtiğimiz yıl bu aracımızı piyasaya süremedik. Türkiye’nin en çok satan otomobilinin dizel motorlu seçeneğinin bulunmaması “ki satışlarının yüzde 90’ı dizeldi” özellikle bize bir satış düşüşü getirdi. Ancak bunu diğer otomobillerimizle iyi yönettik. Symbol’ün tek başına pazar payı yüzde 3’tü. Biz buna rağmen geçen yılı binek otomobilde yüzde 1,1 pazar daralması ile geçiştirmiş olduk.

Şimdi yine Symbol’ümüz geldi. Symbol yeni kasa ve yeni teknolojisi ile ortaya çıktı. Yeni kasa olarak lanse ettiğimiz aracımızda iddialı yönlerimiz çok. Öncelikle en önemli yenilik, kasa olarak daha ilgi çekici bir tasarıma kavuştu. İçerisinde yeni nesil bir motor var. İçerisindeki multi medya sistemi Symbol’ü daha tercih edilir hale getirecek. Symbol, hem boyutları hem yeni teknolojisi ve yakıt tasarrufu ile yine kendi segmentinin gözdesi olacak. Çünkü bu araç, Renault’un Rönesans döneminin bir ürünü artık. Bizim kimliğimizin çok daha belirgin olarak tanımlanması ortaya çıkıyor.

Yeni Clio’da istediğiniz sonuca ulaştınız mı? Satış rakamlarını paylaşır mısınız?
Aybar: Rönesans dönemimizin ilk ürünü Türkiye’de üretilen Clio oldu. Clio gerçekten çok büyük bir sükse yaptı. Sadece 2,5 ayda segmentinde birinciliği aldı. Bu büyük başarıyı biz Clio’da aldık. 2012’de Ekim’den yılsonuna kadar 6 bin civarında bir satış adedi gerçekleştirdi. Ödülleri de toplamaya başladı. EuroNcap’te En Başarılı Süper Mini ödülü aldı. Clio bize yenilikçilik anlamında markaya önemli katkılar yapmaya devam ediyor. Bir kere günümüzde en önemli özellik olan kişiselleştirmeyi çok geniş bir yelpaze ile sunuyor. 15 bin çeşit kişiselleştirme yapabiliyorsunuz.

Onun dışında TSI 90 beygir benzinli motorlu Clio araçlarımıza çok büyük bir ilgi var. Toplam satışların yüzde 54’ünü oluşturuyor. Dizel motorların önüne geçti. Bu motor, aynı orandaki ekonomisiyle dizel seçeneğini geride bıraktı. Ayrıca yeni Clio’da sunduğumuz navigasyon ünitesi, multimedya sistemleri ve tasarımı çok ciddi bir değişim getirdi. Tasarım zaten çok ilgi çekici. Clio bize bu yıl yapacağımız yeni lansmanlarımız için de ümit verdi. Mesela yeni getireceğimiz Clio Sport Tourer çok ciddi bir iddia ile geliyor. İnşallah onu Mart ayında piyasaya sunacağız.

YENİ MODEL SÜRPRİZLERİMİZ OLABİLİR
Bu yıl Renault Grubu olarak hangi modelleri getireceksiniz?
Aybar: Biz bu sene çok iddialıyız. Renault Grubu olarak Dacia ile birlikte 9 yeni araç sunuyor olacağız. 7 tane Renault markası altında gelecek. İki tanesini zaten söylemiş oldum. Yeni Clio Ekim 2012’de çıktığı için onu saymıyorum, Yeni Symboll, ve Clio Sport Tourer. Bunlara ek olarak Fluence’nin Rönesans yüzünü gösterdik. Yeni hiç bulunmadığımız bir sektörde hiç bulunmadığımız bir otomobilimiz var. Bu otomobilimizin adı Captur ve bunu Cenevre Fuarı’nda tüm özelliklerini görüyor olacağız. Onunla birlikte bu sene yeniliklerimizin içerisinde elektrik motorlu Zoe’miz var. Yeni yüzüyle Scenic gelecek. Bir de yeni nesil Kango gelecek.

Dacia’da ise, Lodgy ve Dokker modelleriyle 9’u bulduk. Ama bununla yetinir miyiz bilmiyorum. Sürprizlerimiz olabilir.

Symbol’deki eksikliği Fluence doldurabildi mi? Elektrikli Fluence’e nasıl bir talep var? Bu konuda hedefleriniz neler?
Aybar: Fluence, geçtiğimiz yıl bizim en çok satan otomobilimiz oldu. Türkiye ortalamasında Fluence en çok satanlar içerisinde ikinci sırada yer aldı. Biliyorsunuz Fluence benzinli, dizel ve elektrikli motor seçenekleri ile bayilerimizde yer alıyor.

Bizi gururlandıran konu şu; artık Fluence’yi biz kendi fabrikamızda sadece elektrik motorlu üretip satabiliyor ve ihraç edebiliyoruz. Renault’un bu çok önemli ve yenilikçi bir yatırımı oldu. 2010 sonunda üretim çalışmaları sonuçlanan Fluence’de geçen yıl 200 civarında bir satış gerçekleştirdik. Bu araçla ilgili bir hedeften söz etmek gerekirse, önemli olan bu konsepti insanlara tanıtıyor olmak. Bu otomobili çok iyi anlıyor olmak lazım.

Bir kere bu otomobilde tamamen temiz bir teknolojiyi konuşuyoruz. Hiçbir şekilde kullanırken karbondioksit veya başka bir gaz ortaya çıkarmıyorsunuz. Çünkü gaz oluşturacak bir neden yok. Fosil yakıt kullanmıyorsunuz. Kullandığınız enerji elektrik enerjisi ve depoluyorsunuz pillerinizde, onu kullanıyorsunuz.

İkinci olarak, bu otomobilin kullanım şartlarına baktığınızda eğer otomobilin dizaynını oluşturan şartlarda kullanırsanız son derece büyük bir ekonomi sizi bekliyor. Şehir içerisinde ve oldukça sık kullanıyorsanız kesinlikle bu aracı tavsiye ediyoruz. Ayda 1000 km ve üzerine çıkacaksanız, yılda 10 bin km’den fazla yol yapıyorsanız çok büyük bir ekonomi sizi bekliyor.

ELEKTRİKLİ ARAÇ YÜZDE 50 EKONOMİ SAĞLIYOR
Nasıl bir ekonomiden söz ediyorsunuz? Rakamlara dökebilir misiniz?
Aybar: Kendi üzerimden örnek veriyorum. Ben 8 aydır bu aracı kullanıyorum. Ayda 2000 km yol yapıyorum ve bu 2000 km yol için 65 TL elektrik faturası ödüyorum. Halbuki ben bu 2000 km için 600 TL üzerinde yakıt alıyordum. Yani burada 10 kat tasarruf oluştu. Ama burada bir de biliyorsunuz pil kirası var. Pil satılmıyor ve kiralanıyor. Aşağı yukarı 250 TL gibi bir aylık pil kirası katarsak 300 TL gibi bir bedele geliyor. Yine de yarı yarıya bir tasarruf söz konusu oluyor.

Bu işin bir boyutu. İkinci boyutuna bakarsak, araçta bakım yok. Dolayısıyla yıllık bakım ödemiyorsunuz. Üçüncü olarak bu otomobillerde motorlu taşıtlar vergisi yok. Bu seviyelerde bir otomobilde motorlu taşıtlar vergisi 1000 TL civarında ödenir. Bunu da düştüğünüz zaman toplam tasarruf minimum 5000 bin TL oluyor benim kullanım şartlarda. Daha fazla kullanırsanız, tasarrufunuz misli misli artıyor.

Bu aracı çok sakin ve trafik kurallarına uygun olarak kullanırsanız bir dolumla 200 km’ye kadar yol alabiliyorsunuz. Zaten araçların yüzde 87’si günde 60 km mesafe ve şehir içerisinde kullanılıyor. Eğer böyle yapılırsa, 2 günde bir şarjla bu otomobili şehir içerisinde kullanma şansımız var. Temiz, ekonomik, modern ve konforlu.

Peki şarjımız bittiğinde istediğimiz yerde doldurabilecek miyiz? Altyapı çalışmaları nasıl gidiyor?
Aybar: Bu araçlarda şarj konusu küçük bir problem olarak görünüyor. Belli bir yerde şarj ihtiyacı olduğunda şehrin belli noktalarında şarj istasyonları olması gerekiyor. Ama ne yazık ki bu konudaki alt yapı çalışmaları istediğimiz hızda gitmiyor. Bu nedenle biz belediyelerle sürekli işbirliği yapıyoruz. Bu konuda çok hızlı hareket eden belediyeler var. İstanbul, Ankara, Konya, Antalya, Eskişehir, Kayseri’de çeşitli il ve ilçe belediyeleri bu otomobillerden aldılar ve kullanıyorlar.

Bu bir konsept ve giderek öneminin algılanması ve o doğrultuda aksiyon alınması ülkemiz için çok önemli bir adım. Çünkü Türkiye petrole bağımlı bir ülke. Biz petrolü ithal ediyoruz. Eğer bu otomobili aldığınızda söylediğimiz ölçülerde kullanıyorsanız bu da yurtdışından aldığımız petrolde o kadar tasarruf anlamına gelir. Bu da cari açık konusuna en büyük katkıyı sağlar.

TÜRKİYE, RENAULT’UN EN BÜYÜK PAZARLARINDAN BİRİ
Türkiye, Renault için üretim merkezi ve pazar olarak nasıl bir öneme sahip?
Aybar: Türkiye Renault için çok önemli bir pazar. Geçen yıl satışlarında Türkiye, Renault için dünyadaki 6’ncı büyük pazar, Avrupa’da 3’üncü büyük pazar oldu. Dacia için ise dünyada 4’üncü büyük pazar durumundayız. Dolayısıyla Renault’un şüphesiz en büyük pazarlarından birisiyiz.

Fabrika olarak ise, dünya geneline baktığımızda ürettiği otomobillerin kalitesi, verimliliği ve prodaktivitesi olarak yine ilk 3 fabrikadan biri olmaya devam ediyoruz. Daima en önlerdeyiz. Bunlardan da büyük keyif alıyor ve gururlanıyoruz.

Geçtiğimiz gün açıklanan müşteri memnuniyeti anketinde ilk sırada çıktınız. Bunu nasıl gerçekleştirdiniz? Bu büyüklükte bu işler hiç kolay olmasa gerek…
Aybar: İnsanların beklentilerini hem üretimde hem de hizmet tarafında eksiksiz yerine getirme çabalarımız bizim müşteri memnuniyetinde istediğimiz sonuçları elde etmemizi sağlıyor. Her zaman gelen araçları kendi otomobilleriymiş gibi ilgilendiği için bu böyle oluyor.

Çok yoğun bir eğitim ve kalite seferberliğimiz var. Olmazsa olmaz 8 sözümüz var. Bütün şebekemiz bu konuda bilinçlendi ve eğitimler sürekli olarak devam ediyor. Bu da müşterilerimiz için tam bir güven unsuru. Bunun sonucunda da şikayet yönetiminde kendi segmentimizde 12 büyük marka içerisinde birinci sırada yer aldık. Kalite liginde yine birinciliği aldık. Bütün bunlar, gösterdiğimiz bu çabanın ne kadar yerinde ve doğru olduğunu gösteriyor.

Biz şu anda Türkiye’de bütün illerde bulunuyoruz. Renault bayisi olmayan yer yok. 300’ü aşkın bayi ve 7 binden fazla çalışan ile bu teşkilatta çok yoğun bir eğitim seferberliğimiz var. İnsana yatırımı ve bilgiyi esirgemezseniz kolaylıkla sonuç alırsınız. Bunun en güzel örneğiniz biz şu anda Renault olarak gösteriyoruz.

Yurtiçiyle birlikte yurtdışında da ödülleri topluyorsunuz? Fransa’nın en yenilikçi markası seçilme hikayenizi anlatır mısınız?
Aybar: Boston Consulting Group, Renault’yu 2012 yılında en yenilikçi Fransız şirketi olarak seçti. Renault, dünyanın en yenilikçi 50 şirketi arasında genel değerlendirmede 34. sırada yer alıyor. Toplam 1512 CEO’ya sorularak verilen bir ödül bu. 50 firmaya bu ödüller veriliyor. Biz çevreci ve yenilikçi projelerimizle Fransız markaların içerisinde ilk sırada yer alarak bu ödüle sahip olduk. Bu projelerle marka değerine ve satışlara, satışları yapanlara yapılan katkı hesaplanarak bu ödül ortaya çıktı. Ağırlıklı olarak elektrikli otomobiller konusunda elde ettiğimiz başarılar, Renault-Nissan işbirliği ve Daimler ile birlikte yaptığımız ittifak bu ödülü almamızda bize faydalı oldu.

YERLİ OTOMOBİL HAYAL DEĞİL
Son olarak yerli otomobil konusunda görüşlerinizi almak istiyorum?
Aybar: Ben bu konuda belli gelişmelerin olacağı inancımı koruyorum. Ben meselenin yerli otomobil konusunda değil, tanımda bir konsensüs oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Bir kere, yerli otomobil ise 40 yıldan fazla senedir biz bunu yapıyoruz. Üstelik de yurtiçi tedarik yüzde 80’lere çıkmış durumda. Ama buradaki mesel yerli marka. Yani, fikir ve mülkiyet hakları elinizde mi, nasıl bir model dizayn ettiniz, neyi üreteceksiniz, nerede üreteceksiniz, nerede satacaksınız, kaç adet satacaksınız, kaç paraya satacaksınız? Tüm bunların kararlarını siz veriyorsanız ve siz de bu ülkenin bir şirketiyseniz o zaman işte yerli marka diyebiliriz. Olaya böyle bakmak lazım. Eğer bu tanımda mutabıksak, Türkiye’nin yerli markası yok.

Peki olur mu ve bu güne kadar neden olmadı?
Aybar: Evet olabilir. Ama olması için ürettiğinizin nerede, ne kadara, kaça satabileceğinizin hesabına bağlı. Eğer fizibilite çalışmalarınız size bir ümit veriyorsa o zaman siz yerli bir aracı rahatlıkla hayata geçirebilirsiniz. Dizayn konusunda ben bir sıkıntı görmüyorum. Ama bütün mesele fizibilite. Bu ümidi veren fizibiliteler olmadığı için şu anda bir babayiğit çıkmıyor.

Dünyada onlarca marka be yüzlerce fabrika var. Şu anda fabrikalar yüzde 25 boş kapasiteler ile çalışıyor. Giderek daha fazla boşalacağını bütün parametreler gösteriyor. 2016 itibari ile kapasite boşluğunun yüzde 35’leri bulacağı öngörülüyor. Şimdi kapasite boş ve üretilen satılamıyor ise yoğun rekabete girilecek, yeni ittifaklar çıkacak ve yeni indirimler gelecek. Bu rekabet ortamında siz kendinize nasıl yer bulacaksınız? İşte buralarda iyi hesaplar yapmak lazım.

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook Auto Publish Powered By : XYZScripts.com
Yandex.Metrica